Değişen Beden Algısı ve Yeni‘FİT’ Tanımı…
- Hola Pilates
- 7 May
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 8 May
Uzun yıllar boyunca FİT OLMAK neredeyse tek bir şeyle eş anlamlıydı: ZAYIF OLMAK. İnce bir beden, düşük kilo, sağdan soldan çıkmış kemikler, deri inceliği, dar ölçüler toplumun büyük bir kısmı için bu sağlık göstergeseydi. Hatta sağlıklı olmak neredeyse tek bir sayıyla ölçülüyordu: KİLO…
Böyle görünmeyenlerde linçleniyor, dalga geçiliyor ve sağlıksız kategorisine sokuluyordu. Bunu en iyi ben anlarım… Çünkü daha önceki bloğumda da bahsettiğim gibi ben 70 Kiloydum yani resmen tartıda 70’i gördükten sonra kilo verme sürecine girdim. Uzun yıllarımı aldı ama 3-4 senede 49 kiloya kadar düştüm. Metabolizma hızım yavaş ve durağan olduğu için benim sürecim daha uzun oldu. Ancak 49 kiloda bile kendimi hala şişman ve çirkin hissediyordum. Aynaya baktığımda sadece kusurlarıma bakıp kendimi beğenmiyordum. Birinin beni ezmesine veya kusurlarımla moping yapmasına gerek yoktu. Çünkü bunu ben kendime fazlasıyla yapıyordum. İşte bunca olaydan sonra yeme bozukluğum başladı. Arkası da ip söküğü gibi geldi… Bu yeme bozukluğu olayına ayrıca değineceğim arkadaşlar. Çünkü korkunç bir süreç…
Çok şükür ki artık günümüz çağında bu zayıflık algısı değişmeye başladı. Artık insanlar sadece ‘zayıf’ değil, FİT, SIKI, ŞEKİLLİ, KASLI görünmek istiyor. Yani sistem zayıflık algısından çıkıp, görsel olarak kaslı ve belirgin vücut algısına evrildi. Doğru olan da bu. Tartıya değil, aynadaki görüntüne odaklanmalısın, odaklanmalıyız! Aynı kiloda olup tamamen farklı bir bedene sahip olabilirsin. Gerçekten… sadece yağ-kas oranı + spor dengesini kurarak bunu yapabilirsin.
Tartıdaki rakam ne kadar düşükse, kişi o kadar ‘İYİ’ kabul edilmiyor artık. Yani bunun sağlıklı olmadığı apaçık ortadaydı ama tüm toplum algısının değişmesi ve kabul etmesi daha önemli bizim için, sonrasın da zaten hepimiz için kabuldür… Sosyal medya maalesef bunun bir maşası! Çünkü herkes gördükleri gibi olmak istiyor ama bilmiyorlar ki sosyal medyada gösterilen ile yaşanılan arasında dağlar kadar fark var… çok şükür ki bu profillerinde dış görünüşleri değiştikçe, insanlarda değişmeyi kabul etti.
Bu arada bir şey söylemek istiyorum; RİCA EDİYORUM insanlara kaç kilosun, kilo mu aldın, kilo mu verdin sorularını sormayı bırakalım. Bana en çok gelen ve rahatsız olduğum sorulardan biriydi senelerce. İnanın eskiden çok takılıyordum ama şimdi hiç TAKMIYORUM! Önceki olduğum 49 kilodan çok uzağım. 55 kiloyum ve sadece kastan kilo alarak istediğim kaslı ve hacimli görüntümle eskisinden daha mutluyum.

Gerçek değişim tartıda değil, ayna da olur… (hmmmm güzel söz)
Ve size bazı gerçeklerden de bahsedeyim; 49 kilo olduğum dönemde ben tam tamına 1.5 sene regl olamadım hormonel ilaçlar kullanmak zorunda kaldım… saçlarım çok döküldü… demir eksikliğim tavan yaptı… deri kalitem çok inceldi… vitamin değerlerim hep değişkendi… daha çabuk yoruluyordum antrenmanlarımdan sonra… yüz kırışıklıklarım olduğundan daha fazlaydı… kaslarım vardı evet ama bu kadar hacimli asla değildi… sağlıksız değil ama düzensiz bir beslenme rutinim vardı… atlanan öğünler, tek öğün beslenme, akdeniz tipi beslenme, proteinsiz öğünler ve daha sayabileceğim bir çok şey… hepsi bana çok büyük ders oldu.
Şimdi ise tüm kan değerlerim yerinde… düzenli bir regl döngüm var… daha az stres hissediyorum, bedenimi dinliyorum ve ona göre adım alıyorum. Sağlıklı beslenmeye devam ediyorum ancak bu sefer öğün atlamadan ve 3 öğün olarak. Kilo hacmim ve yapmış olduğum antrenman sürelerine göre proteinimi alıyorum. Karbonhidratı, yağı ve lifi öğünlerime dahil ettim…
Yeme bozuklukları sürecinde o kadar kontrolümü kaybettim ki. Bu bende 49 kiloya düştükten ve o süreçte yiyecekleri suç, ceza, yasaklı, sakıncalı diye ayırmamdan dolayı oldu. yani mesela hiç karbonhidrat almıyordum çünkü o benim için yasaklıydı hemen kilo alabilirdim geriye. Şeker asla yoktu meyve bile çok ender. Çünkü meyve tehlikeliydi. Bir kere yersem devamı gelebilirdi… bir tatile giderdik mesela doğuya, ben hiçbir şey yemeden dönerdim… tatillerim, güzel zamanlarım hep zehir oldu. sonrasında tabi bana ‘BİNGE EATING DİSORDER’ teşhisi kondu… bakın korkunç bir şey! Belirtileri;

· Yemeklerde kontrol kaybı hissi
· Çok hızlı yemek yemek
· Fiziksel olarak doymuş olsan bile yemeye devam etmek, yemeği kaybetme korkusu
· Fazla yemekten sonra suçluluk duygusu, pişmanlık ve kendini cezalandırma
Ve neden oldu derseniz. Sebepleri;
· Aşırı kısıtlama (karbonhidrat yok, tatlı yok, çok düşük kalorili beslenme – ki beyin bunu kıtlık olarak algılıyor)
· Psikolojik baskı (kilo almamalıyım… mükemmel olmalıyım…)
· Biyolojik Tepki (Açlık hormonu artar, leptin sinyali bozulur…)

Sonuç; Patlama kaçınılmaz!
Ben çok şükür farkındalığım oluştuğu için hemen antrenman çeşitliliği ve diyet desteği ile bunun önüne geçtim. Bu sefer yağ kaybı ve kilo vermek için değil kas kazanımı için beslenmemi düzenledim. Evet kilo almalıydım ama bu yağdan değil kastan olmalıydı…
Şu an halimden de, kilomdan da, olduğum durumdan da çok mutluyum. Öncelik sizin nasıl hissettiğiniz ve hangi bedene sahip olmayı seçtiğiniz. Bırakın insanları ve insanlara moping yapmayı. Herkes aynı olmak zorunda değil arkadaşlar! Kim nasıl mutluysa öyle olsun.
Ha bu arada zayıf bedende bile aynadaki görüntünüzü beğenmememizin en büyük psikolojik nedeni maalesef ki sıkı ve belirgin olmayan vücut hatları, o tok kas görüntüsünün olmaması, çirkin bir postürel duruş... Tartıdaki sonuç zayıf olduğunuzu gösteriyor ama ayna başka söylüyor... Şimdi ise çark tersine döndü. Aynadaki görüntü tatmin ve mutlu edici, tartıda ki sonuç ise bir önceki ile çok farklı...
Son dönemde beni bu konuda bilinçlendiren Mehmet oldu (Shadow Training Club). Gerçekten crossfit’e başladıktan ve Mehmet/Müjde ile tanıştıktan sonra bedenime ve yemek yemeye bakış açım değişti. Çünkü insanlar 4 öğün yemek yiyorlar... Ve karbonhidrat ağırlıklı... Bir yerlerde yanlış yapıyordum. Oysa ki ben oraya kalori açığı yakalamak için gitmiştim. Ağırlık antrenmanına giriyordum ama öncesinde veya sonrasında bir besin yok. Besin var, BESİN VAR! Yani ben kuş kadar protein ve lif alıyordum diyelim. Tabi ki o da vücudumda bu kadar spora sadece ödem yapıyordu... Kas kütlemin artmasında hiç bir katkısı yoktu. Günde çift antrenman yaparak ve buna karşın beslenmeyerek, halsiz kalarak ben gerçekten kendime çok büyük haksızlıklar etmişim senelerce. Gittiğim onca tatillerden aç dönmek, yediğim bir cheat’de kendime ceza verip 2 gün aç kalmak, kendime aynada bakıp daha da kilolu görmek ve sadece kusurlarıma bakmak... insanın kendine ettiğini gerçekten düşmanı etmiyor! Akıl alır işler değil bakmayın… Beni en iyi çok kilolu dönemi olan insanlar anlar...

Kas kazanımım hem spor hem beslenme ile oldu. Öncelik olarak hayatıma son 2 senedir Corealign girdi (Belki daha fazla…) Ki Ertan hocamın üzerimde emeği çoktur. Burada bedenimi ve yapabileceklerimi keşfettikten sonra buna artı olarak crossfit+ağırlık antrenmanlarını dahil ettim. Üzerine beslenme ile destekledim. (Daha da düzenlemeye çalışıyorum, tam olmuş değilim Crossfitçi ve Vücut geliştirmeci :) arkadaşlarıma göre …) Sonrası zaten blogda gördüğünüz görsellerdeki gibi… 70 kilo halimi de yüklemek isterdim ama kimsenin göz zevkini bozmak istemiyorum :)

Size önerim şudur ki; bir eğitmen ve bu işin içerisinde olan biri olarak yaşlı bireylere, MS hastalarına veya osteoporoz kadınlara verdiğiniz dersleri aklınıza getirin., hatırlayın neler hissediyorlar ders esnasında… size kolay gelen hareketler onlara nasıl da zor… Hepsinin aslında en büyük sorunu kas eksikliği, geçmişlerinde yeterince kas kazanımı olmaması… Eğer siz iyi bir gelecek istiyorsanız bu sadece para ile olmuyor… buna sizin de katkınız olmalı…
Hepinizi çok seviyorum, sevgiler
HÜLYA,




Yorumlar